Yazı Detayı
31 Ekim 2020 - Cumartesi 14:36 Bu yazı 582 kez okundu
 
GEÇMİŞ OLSUN İZMİR
Mehmet ÇOBAS
mcobas@arasgazetesi.com
 
 
“Öncelikle tüm İzmirlilere geçmiş olsun, vefat edenlere Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. 
Enkaz altındakilerin, bir an önce hassasiyetle, incinmeden kurtarılmalarını temenni ediyorum.
Bu konuda gece gündüz demeden arama kurtarma faaliyetlerini sürdüren AFAD, Jandarma ve polis teşkilatının özverili çalışmasını, duyarlı insanların çabasını, sağlık çalışanlarının azim ve dirayetini de takdir ediyorum.
Otel kapılarını, İzmirlilere ücretsiz açan yürekli iş insanlarını da unutmuyoruz.
30.10.2020 tarihinde, saat 14:51
Merkez üssü Ege Denizi’nin Seferihisar bölgesi olan 6.9 büyüklüğündeki depremin yıkıcı etkisi, sadece İzmir değil; çevre illerden de hatta İstanbul’da bile hissedildi.
İzmir’in göç alması ve buna bağlı çarpık yerleşmenin hızlıca şehri ele geçirmesi, doymak bilmeyen müteahhitlerin, karton gibi dayanıksız binaları inşa etmesi; biz insanların, doğanın felaketine yenik düşmesine sebep oldu, oluyor. Bu sorun sadece İzmir için değil, fay hatları boyunca yer alan illerimiz için de geçerlidir.
Zemin etüdüne uygun olmayan bu yapılaşmaların, insan hayatını riske attığı aşikârdır. O halde, deprem gibi acı dolu tarihimizden hiç ders çıkarmamış gibi davranmamız saçmalığın, vurdumduymazlığın göstergesidir. 
Beşik gibi sallanan coğrafyamızda, kültürümüze uygun yapılara izin verilmelidir. Batıya özenti, her konuda olduğu gibi yapılaşma konusunda da bizi, tarihin hatırlanmaz çöplüğüne itecektir. 
Kendi kültürümüze uygun, kendi konutumuzu, yaşayış güzergâhımızı inşa etmeliyiz. Japonya gibi kendi adet ananelerinden ödün vermeyen bir ülke gibi davranmalıyız. Depremi günlük hayatının bir parçası gibi gören Japon halkı, bu konuda dünyaya en güzel tecrübeyi sunuyor. Ama gözümüz hep batıdadır, bir de cebimizde. 
Dört adadan oluşan Japonya, nüfusunun kalabalık olmasından ötürü, istemese de yüksek katlı binaları da inşa edebiliyor. Ama malzemeden çalmadan, kaliteden ödün vermeden inşa ediyor, zemine göre izin veriyor. Gökdelenleri depremle alay ediyor, hiçbir hasar görmeden ayakta kalabiliyor. İnsanlar, ölmeden, yaralanmadan deprem sonrasında günlük hayatlarını sürdürebiliyor. Peki biz bu konuda ne yaptık ya da ne yapabiliyoruz. Maalesef gereken özeni gösteremiyoruz.  
Eksiklikleri olsa da, deprem konusunda, acı dolu geçmişinden ders çıkaran bir ilimiz vardır; Sakarya.
1999 yılında, 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gecede 7.4 büyüklüğündeki deprem, Türkiye tarihinde en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçmişti. Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara’nın tümünde hissedilmişti. Yaklaşık 45 saniye sürmüştü. Resmi rakamlara göre depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetmiş, 48 bin 901 kişi yaralanmış ve 5 bin 840 kişi de kaybolmuştu. Adapazarı can pazarı olmuştu. Akabinde hızlıca toparlanmayı da bildi.
Neden SAKARYA.
Çünkü deprem sonrasında iki kat sınırlaması getirildi. Yeni bina inşa edilirken, deprem güvenliğine uygun şekilde yapılara izin verildi, veriliyor. Sokaklar, caddeler daha geniş tutuluyor. Bu da kendi can güvenlikleri açısından son derece avantajlı konuma getiriyor. 
Ancak deprem bölgesinde yer alan diğer illerimiz için bu kural uygulanmıyor. İmar planı belediyelerde olduğu halde, zemin etüdü maalesef yerinde incelenmiyor. Belediyeler, işi daha sıkı tutmuyor. Sakarya ilimiz örnek alınmalı, kat çalışmaları ve izinleri deprem gerçeğine göre dikkate alınmalıdır. Sonuçta deprem ülkesiyiz. Van depreminin yıldönümünde, başka bir ilimizin acısını yaşadık. Geçmiş olsun İZMİR”.
Yazar
Mehmet ÇOBAS
 
Etiketler: GEÇMİŞ, OLSUN, İZMİR,
Yorumlar
Haber Yazılımı