Haber Detayı
27 Ağustos 2020 - Perşembe 09:22 Bu haber 9664 kez okundu
 
DOĞAL AFETLER HİKMET Mİ? FELAKET Mİ? RAHMET Mİ?
Cenabı hak, sözün en güzelini söylemeyi ve en güzeline uymayı bizlere nasip eylesin. Hidayet kitabı olan Kur’an-ı Kerim, insanoğlunun iki cihanda mutlu ve refah içinde yaşaması için birtakım ilkeler ortaya koymuş ve bu ilkelere uymaya davet etmiştir.
Iğdır Haberi
DOĞAL AFETLER HİKMET Mİ? FELAKET Mİ? RAHMET Mİ?




DOĞAL AFETLER HİKMET Mİ? FELAKET Mİ? RAHMET Mİ?

Cenabı hak, sözün en güzelini söylemeyi ve en güzeline uymayı bizlere nasip eylesin. Hidayet kitabı olan Kur’an-ı Kerim, insanoğlunun iki cihanda mutlu ve refah içinde yaşaması için birtakım ilkeler ortaya koymuş ve bu ilkelere uymaya davet etmiştir. Günümüzde nüfusun artmasıyla birlikte şehirleşme oranının arttığını, bu artışın çarpık şehirciliği de beraberinde getirdiğini net olarak müşahede etmekteyiz. Kur’an’ı dikkatli bir şekilde okuduğumuzda adeta model şehirciliğe davet eden ve insanların nasıl mahalle kurmaları gerektiğini anlatan bir ayetle karşılaşıyoruz ki bu ayette yüce rabbimiz şöyle buyuruyor: Andolsun ki Sebe’ halkının kendi yurtlarında bir örnek vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.[1]

Yüce Rabbimiz bu ayette Sebe halkını anlatmakta ve onları şehircilikte örnek göstermektedir. Onların inşa ettikleri ve yaşadıkları şehirleri, mahalleleri, sokakları, caddeleri, evleri ve parkları, bütün insanlar için birer ayet; yani model olarak sunmaktadır. Çünkü günümüzde inşa edilen şehirler ve evler bir beton yığınından ibaret iken Sebe halkının inşa ettiği şehirlerin en önemli özelliği, içindeki evlerin sağından ve solundan bahçelerinin bulunmasıdır. Bunun bir sonucu olarak bu halk, çok yüksek bir refah seviyesinde yaşıyorlardı. Havası ve suyu temiz  olan şehirleri vardı. Böylesine güzel şehirlere sahip oldukları için yüce Allah onlara “Hadi öyleyse rabbinizin verdiği bu güzel imkanlardan faydalanın, verdiği rızıklardan yiyin ve rabbinize şükredin. Şayet şükrederseniz, nimetimi artırırım; ama ‘küfrân-ı nimet’ yani nankörlük yaparsanız muhakkak ki azabım çok şiddetli olur” buyurdu. Buna göre nimeti veren Yüce Allah, nimete karşılık nimetin cinsinden olmak kaydıyla bizden şükür istemektedir. Bu şükrümüzü her şeyden önce akıl ve kalp ile ortaya koymalı, düşünen aklımızla ve akleden kalbimizle devamlı nimeti verenin büyüklüğünü, yüceliğini, kutsiyetini, büyük ikramını ve ihsanını düşünmeli, ona karşı kulluk vazifemizi layıkıyla yerine getirmeye çalışmalıyız.

Unutulmamalıdır ki şükürde asıl olan bir nimeti, onu verenin emri doğrultusunda kullanmaktır. Nitekim Yüce Allah, yeryüzünde ve bütün kâinatta birtakım kanunlar ve kurallar koymuştur. Biz bunlara Kur’an’ın ifadesiyle ‘Sünnetüllah’ diyoruz. Bize rabbimiz tarafından sunulan nimetlerin maddi veya manevi anlamda artmasının tek şartı, bu nimetlerin Sünnetüllah çerçevesinde kullanılmasıdır. Aksi takdirde nankörlük yapılmış olur. Sünnetüllah’ı ‘ekolojik denge’ şeklinde de ifade edebiliriz. Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Mîzanı (dengeyi) O koydu.”[2] Yani kainattaki denge, bizzat Allah tarafından konulmuştur ve bu denge asla bozulmamalıdır. Dolayısıyla gerçek şükür, bu dengenin bozulmaması ve hatta muhafaza edilmesi şeklinde ortaya konulmalıdır. Bu anlamda her bir çiçeği, böceği, canlıyı, cansızı, güneşi, ayı, yıldızı, küreyi ve zerreyi, Yüce Allah’ın bize bir ikramı olarak kabul edip, ona saygımızı takınmalı ve bütün bunları birer nimet olarak görüp rızası doğrultusunda kullanmalıyız. Bu şekilde davranmamız halinde; yani şehircilik açısından imkanları ölçülü ve dengeli kullanarak bir belde inşa etmemiz halinde Kur’an’ın ifadesiyle “Beldemiz güzel bir belde, Rabbimiz de çok bağışlayıcı bir Rab olur.” Burada anlatılanın tersi de doğrudur. Yani Sünnetüllah kurallarının ihmal edilmesi veya tam olarak uygulanmaması halinde yüce rabbimiz bizim için bağışlayıcı olmaz, ancak kahhâr olur. Bunun bir sonucu olarak da deprem, sel, kasırga, volkan, denizlerde ve hatta karada meydana gelebilecek afetlerle, bela ve musibetlerle bizi cezalandırarak kahretmiş olur.

Konuyu başka bir açıdan incelediğimizde bu doğal afetleri, bazen hikmet, bazen de rahmet şeklinde değerlendirebiliriz. Hatta diyebiliriz ki bunların vuku bulmaması halinde kâinatın ömrü bitmiş ve sonu gelmiş olur. Bu konuda uğraş veren bilim adamlarını dinlediğimizde deprem gibi büyük bir afetin insanlık için büyük faydalarının olduğunu anlıyoruz. Örneğin depremler veya patlayan volkanlar sayesinde yerin altındaki altın, gümüş, kurşun, bakır, demir ve platin gibi madenler ortaya çıkabiliyor ve adeta bizim kullanmamız için emrimize sunulmuş oluyor. Bunun gibi toprağı her ekip biçtiğimizde o toprağın veriminin düştüğünü biliyoruz. Yüce rabbimiz ise dağlarda ulaşamadığımız için ekemediğimiz ve biçemediğimiz bir toprağı yağmur, sel, heyelan ve erozyonlar vasıtasıyla 10 yılda veya 15 yılda bir ovaya sürükleyerek ve yayarak orayı adeta gübrelediğini ve verimliliğini güncellediğini görebiliyoruz.

Netice itibariyle hayatın bir gerçeği olan doğal afetler, bazen felaket, bazen hikmet, bazen de rahmet olabiliyor. Dolayısıyla yüce rabbimizin bağışlamasına erişmek için temiz ve planlı şehirler inşa etmeli ve bu şehirlerin muhafazası için gayret göstermeliyiz. Ayette örnek olarak sunulan Sebe halkı, bir müddet sonra planlı ve bahçeli evlerle ortaya koydukları bu güzelliklerden; yani örnek şehircilikten, daha doğru bir ifadeyle Allah’ın koyduğu Sünnetullah’tan yüz çevirdiler. Örneğin meskenlerini ve şehirlerini nehir yataklarına ve fay hatları üzerine inşa ettiler. Bunun bir sonucu olarak Allah tarafından cezalandırıldılar. Bu durumu yüce rabbimiz şöyle anlatmaktadır: “Buna rağmen onlar yüz çevirdiler. Biz de onların üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın  ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye dönüştürdük.”[3] Kanaatimce buradaki yüz çevirme, Sünnetüllah kuralından yüz çevirmek veya bu kuralı nazar-ı dikkate almamak şeklinde anlaşılmalıdır. Yani Allah’ın koyduğu dengeyi görmezlikten gelerek şehir kurmak demektir.

Anlaşılıyor ki Sebe halkına gönderilen bu sel, onlara has gönderilmiş bir sel değildir. Bilakis bu, günümüzde yaşadığımız 15 veya 20 yılda bir gelen ve beklenen bir seldir. Sebe halkına evleri bahçeli ve şehirleri planlı iken geldiğinde bu sel az hasar verirken ve belki de fayda verirken bundan yüz çevirdikleri bir anda geldiğinde şehirleri yıkan bir sel olup büyük bir felakete dönüştü.

O halde depremleri, selleri ve bütün doğal afetleri doğru okumalı ve doğru değerlendirmeliyiz. Örneğin bir doktor, tedavi sırasında hastasına biraz acı ilaç vererek onu üzmüş olabilir; ancak uyguladığı bu tedavinin asıl amacı uzun vadede hastayı iyileştirmektir. Aynı şekilde depremler, seller ve bütün doğal afetler, can kaybına sebep olup insanları üzmüş olabilir; ancak bunların uzun vadede büyük faydalara vesile olabileceklerini unutmayalım. Önemli olan rabbimizin kainatta koymuş olduğu Sünnetullah’tan yüz çevirmeyelim. Yüz çevirmemiz halinde nimetlere karşı nankörlük yapmış sayılır, Sebe halkının maruz kaldığı felaketlere düçar olur ve rabbimizin cezalandırmasına maruz kalırız. Çünkü en çok cezaya çarptırılacak olanlar, nimeti hor kullanan, nimetin sahibini tanımayan ve hakkını vermeyen nankörlerdir. Cenabı Hak, nimetin kıymetini bilmeyi, bize bahşettiği bu kainatı en güzel şekilde kullanmayı, rızasına ermeyi, cennetine girmeyi ve cemalini görmeyi cümlemize nasip eylesin.

Mustafa TEKİN

Iğdır İl Müftüsü

 

[1] Sebe Suresi, 34/15.

[2] Rahman Suresi, 55/7.

[3] Sebe Suresi, 34/16.

Kaynak: Editör: Nihat ARAS
Etiketler: DOĞAL, AFETLER, HİKMET, Mİ?, FELAKET, Mİ?, RAHMET, Mİ?,
Yorumlar
Haber Yazılımı